Cyprus, Nicosia

Yunanistan ve Türkiye: Barışçıl Rekabet mi Yoksa Yeni Bir Krizin Başlangıcı mı?

12.03.2026 / 15:25
Haber Kategorisi

Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler, uzun zamandır yan yana yaşamak zorunda olan ancak birinin bahçesinin nerede bittiği ve diğerininkinin nerede başladığı konusunda bir türlü anlaşamayan komşuların karmaşık diyaloğuna benziyor. Kağıt üzerinde NATO müttefiki, pratikte ise daimi rakipler.

Eskiden ana hakem ABD iken, bugün bölgede şu soru giderek daha sık soruluyor: Dış "düzenleyici" dikkatini gevşetirse ne olur?

Eski Anlaşmazlıklar Hiç Kaybolmadı

Son on yılların tarihi şunu gösteriyor: Atina ile Ankara arasındaki gerilim hiçbir zaman yok olmadı, sadece periyodik olarak azaldı. En endişe verici an, ülkelerin kelimenin tam anlamıyla savaşın eşiğine geldiği İmia/Kardak kayalıkları etrafındaki 1996 krizi oldu. O zaman durumu Amerikalılar yatıştırdı.

O zamandan beri şablon tekrarlanıyor: Isınma ve ardından yeni bir patlama. Ve bunun nedeni neredeyse her zaman Ege Denizi.

Yunanistan, karasularını 12 deniz miline çıkarmayı doğal bir hak olarak görüyor. Türkiye sert bir karşılık veriyor: Böyle bir adım bir savaş sebebi (casus belli) olacaktır. Türk parlamentosu, güç kullanımına ilişkin kararı 1995 yılında aldı ve bu karar hala yürürlükte.

Aslında buradaki çatışma askeri olmaktan çok hukuki: Her iki taraf da uluslararası hukuku asıl kendisinin savunduğuna inanıyor.

Gaz Tartışmaya Müdahil Olunca

Mesele sadece sınırlar olduğunda krizler çıktı ve dindi. Ancak Doğu Akdeniz'de gaz bulunca her şey değişti. O andan itibaren coğrafya ekonomiye, ekonomi ise jeopolitiğe dönüştü.

Ana düğüm: Kıbrıs. Adanın güney kesimi uluslararası alanda tanınıyor ve yatakların geliştirilmesi için sözleşmeler imzalıyor. Kuzeyi ise sadece Ankara tarafından tanınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kontrol ediyor.

  • Türkiye savunuyor: Kaynaklar her iki topluma da ait olmalı.
  • Yunanistan ve Kıbrıs yanıt veriyor: Bu, devletin egemenlik hakkıdır.

Böylece gaz tartışması bir tanınma tartışmasına dönüştü.

Siyaset Olarak Enerji

İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan'ı birbirine bağlaması planlanan denizaltı kablo projesi durumu daha da gerginleştirdi. Bölge için enerji bağımsızlığı vaat ediyor ancak aynı zamanda Türkiye'yi yeni altyapının dışında bırakıyor.

Sonuç olarak, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve ABD arasında kademeli olarak bir iş birliği formatı oluştu. Resmen Ankara'ya karşı yöneltilmiş değil, ancak siyasette formül değil, algı önemlidir. Türk algısında ise bu bir kuşatma girişimi olarak görünüyor.

Kıbrıs Neden Tüm Sorunun Merkezi?

Kıbrıs sadece bir toprak parçası değildir. Çözülememiş bir çatışmanın sembolüdür.

Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti, BM himayesinde bir federasyondan bahsediyor. Türkiye ise iki devletten. İşte bu yüzden denizdeki herhangi bir sondaj platformu siyasi bir açıklamaya, herhangi bir gemi ise egemenlik gösterisine dönüşüyor.

Sadece NATO mu Dizginliyordu?

Uzun süre NATO üyeliğinin savaşı otomatik olarak engellediği düşünüldü. Kısmen öyleydi: Müttefiklerin aynı bayrak altında birbirlerine ateş etmesi zordur. Ancak gerçekte başka faktörler de iş başındaydı:

  • Ekonomi;
  • Yaptırım korkusu;
  • Hükümetler için iç riskler;
  • En önemlisi çatışmanın maliyetinin anlaşılması.

Şimdi ABD'nin rolü giderek daha az yönlendirici hale gelirken, eski otomatik caydırıcılık sistemi artık koşulsuz görünmüyor.

Türkiye Savaşmaya Hazır mı?

Türkiye ciddi bir orduya ve son yılların zengin askeri deneyimine sahip. Ancak ekonomi zorlu bir dönemden geçiyor ve iç toplum kutuplaşmış durumda. Bu ikili bir durum yaratıyor:

Ankara sert adımlar atabilir; güç gösterisi, sınırlı ölçekli operasyonlar, denizde baskı. Ancak büyük bir savaş, çok yüksek maliyetler anlamına gelecektir.

Temel Risk: Tesadüf

Bugün ilişkiler temkinli bir ısınma yaşıyor. Başbakan Kiryakos Miçotakis ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmeleri, tarafların sakin konuşmayı tercih ettiğini gösterdi. Ancak sakinlik, sorunun çözümü anlamına gelmiyor. Sadece bir ara anlamına geliyor.

En olası senaryo bilinçli bir savaş değil, bir hata:

  • Bir uçağın önlenmesi;
  • Gemilerin çarpışması;
  • Bir sondaj platformu etrafındaki tartışma.

Gergin bir denizde, küçük bir olay bile hızla siyasi bir krize dönüşebilir ve bu kriz İran etrafındaki durum bağlamında tırmanabilir.

Pratikte Ne Anlama Geliyor?

Yunanistan ve Türkiye arasında tam ölçekli bir savaş bugün düşük bir ihtimal. Bundan kaçınmak için çok fazla ekonomik ve siyasi neden var. Ancak yerel bir kriz olasılığı hala belirgin. Doğu Akdeniz; enerjinin, tarihin ve siyasetin özellikle sıkı bir şekilde örüldüğü bir bölge.

Bu nedenle soru "taraflar savaş istiyor mu" değil, "zamanında durabilirler mi ve duracaklar mı" sorusudur. Ve bu sorunun cevabı artık sadece diplomasiye değil, eski garantilerin kademeli olarak güç kaybettiği bir dünyada yeni güvenlik mekanizmalarının ortaya çıkıp çıkmayacağına bağlı. Ve bu dünya belli ki hızla değişiyor.

Yalnızca kayıtlı kullanıcılar yorum bırakabilir. Yorum yapmak,hesabınıza giriş yapın veya yeni bir tane oluşturun →